Salı, Aralık 14

Rüyalarını Ver Bana

Haşmet Babaoğlu'nun Rüyalarını Ver Bana kitabının aynı adlı kesitidir.
Sadece hoşuma gitti, paylaşmak istedim.
Kendisini normalde sevmem ama derste arkadaşımdan aldığım kitabı 2 derste bitiriverdim. Bu tarz öykülerle dolu bir kitap. Öykünün ikinci karakteri de adaşımmış. Neyse öyküye geçelim..

Tumblr_ld28csycwo1qzdqh3o1_500_large


Uyuyan erkek görüntüsünden kadınların pek hoşlanmadıklarını bilecek kadar görmüş geçirmiş bir adamdı.
Ama bilirdi. Erkekler sevdikleri kadını uyurken izlemeyi severlerdi.
Severlerdi değil mi?
Peki, şimdi ne oluyordu ona?
Neden birkaç gecedir ateşi birdenbire kırka fırlamış gibi uyanıp Merve'yi uyurken görmekten huzursuzlanıyordu?
Neden Merve'nin dudaklarının kenarında biriken salgıya eskisi gibi sevecenlikle bakamıyordu?
Neden dirseklerinin üzerinde doğruluyor, bir süre sanki Merve'nin alnında küçük bir ekran varmış gibi bakıp duruyordu?
Ve aklına gep o uğursuz konuşma geliyordu.
Birkaç ay önceydi. Merve telefonda bir arkadaşına gördüğü rüyayı anlatıyordu. Ancak şu kadarını işitebilmişti.
"...Yanaklarımdan süzülen yağmur damlalarını parmaklarıyla siliyordu, sonra o suları dudaklarına götürüyordu. Sabah kendime gelemedim."
Bunları anlattıktan sonra kıkırdayarak gülüşmüşlerdi.

***

Kalktı. Mutfağa gitti.
Işıkları yakmadan buzdolabındaki NoFrost yazısını seçmeye çalıştı. T harfini hizalayıp yakaladığı kolu kendine doğru çekti. Dolabın kapısı açıldı.
Süt mü? Kola mı?
Miğdesi süt diyordu, beyni kola...
Kolayı seçti.
Önce soğuk kutuyu avucunda dolaştırdı, ardından alnına, şakaklarına sürdü. Hiçbir derecenin saptayamadığı ateşini düşürürdü belki o keskin soğuk. Kutuyu elinde döndürerek yatak odasına doğru yürüdü. Merve dizlerini karnına çekmişti. Uykusunun derinlerindeydi. Koyu renkli ojelerine bakılırsa kadındı, fakat ellerini sağ yanıağının altına sıkıştırma biçimine bakılırsa çocuktu o anda, misafirlikte yorgun düşüp uyuyakalmış bir çocuktu...
Tam o anda mırıldandı, birşeyler söyledi genç kadın. Tuhaf sesler çıkardı. Ve adamatmaca gibi atladı yatağa, kulağını Merve'nin ağzına dayadı. Tutkulu bir adam yapardı ancak bunu... Uzun süreki bir ilişkinin bağlarını ikide bir çekip uzatmayı alışkanlık edinmiş bir adam ise "aman uyandırmayayım" deyip odadan sıvışırdı.
Ama tutku tehlikelidir.
Tutku iki yanı keskin bıçaktır. Tutacak yeri de yoksa eğer bıcağın, bazen kanamayı göze almak gerekir...
En berbat özelliği nedir tutkunun?
Bağlandığınız kişinin, gücü elinde tutan taraf olduğunu bilirsiniz.
İşte bu bilgi berbattır ve öfkeyi besler.
O da birdenbire öfkeye kapıldı!
Kendine öfkelenir gibiydi ama iki eliyle Merve'yi kollarından tutup silkelerken anladı ne yaptığını. Ve ancak birkaç dakika sonra farketti nasıl bağırdığını, büyün evi nasıl inlettiğini.
"Rüyalarını ver bana!" diye bağırmıştı Merve'yi sarsarak uyandırırken.
"Bana rüyalarını veeer! Rüyalarını istiyorum."
Ne saçma.
Ne delice.
Nasıl umarsız ve umutsuz bir arzu.
Böyle düşünmeye başladığında iş işten geçmişti.
Genç kadın şoktan sıyrılmış, hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı. Bir yandan da alçak sesle mırıldanıyordu. "manyaksın sen, manyak..."

***

Bu olaydan bir yıl kadar sonraydı ilişkileri acıta acıta, kanata kanata sona erdi. Merve doğup büyüdüğü şehre dönmüştü. Aslında Merve'nin hep kaçmak, onun ise günün birinde sürekli orada yaşamak istediği o sahil şehrine...
Ayrıldıktan birkaç ay sonra, iş yerine gelen postalar arasında kalın ve ağır bir zarf çıktı. Merve göndermişti. Heyecanla açtı zarfı, yırtar gibi. Bez ciltli bir hatıra defteriydi. Etikeyindei yazıyı görünce üşüdü, titremesini bir türlü durduramadı.
"Rüyalarım"
Merve bu deftere rüyalarını yazmıştı.
Kendine gelir gibi olduğunda hızla sayfaları çevirdi. Hangi tarihi, hangi rüyayı aradığını çok iyi biliyordu. Buldu da... Ve okudu.

"11.05.1997. Yağmur vardı. Sırılsıklamdım. Evden kaçar gibi üzerime birşey almadan çıkmıştım. Arkamdan geldi. 'Seni korkuttum mu bebeğim' dedi, özür dileyerek.
Beni neden uyandırdın, dedim.
Uyurken beni terketmenden korkuyorum, dedi.
Yanaklarımdan süzülen yağmur damlalarını parmaklarıyla sildi ve sonra dudaklarına götürdü parmaklarını.
Boynuna atıldım, sımsıkı sarıldım.
Seni seviyorum, diye fısıldadım kulağına.
O sırada uyandım, rüyaymış. Gerçekten daha gerçekti sanki!

8 yorum:

  1. Ahhh kıskançlık ne başa bela bişidir..Güzelmiş ama sonunda içim cız etti.Ayrıca kendine ait yazıları da çok begeniyorum. Daha kaç yaşındasın bilmiyorum ama kariyerini bu yeteneginin üstüne kurabilirsin die düşünüyorum.Her yazı bittiğinde 'Nie bitti ki şimdi' diye düşünüp doyamıorum.
    saygılar sevgiler

    YanıtlaSil
  2. hmm dur hatırladım 16dıydın sen daha, kesinlikle bu yolda ilerlemelisin :)

    YanıtlaSil
  3. Evet daha 16'yım ben. :)
    Çok sevindirdi beni bu yorum. Yazmak istediğim çok yazı var daha. Kendimi ilerletebilirsem eğer istediğim derecede, geleceğimde bununla ilgili birşeyler yapmayı düşünüyorum. Bol bol teşekkürler ederim. :)

    YanıtlaSil
  4. Benim gibi geç kalma sakın. İstemediğin bi bölümde okuyup hayallerinden vazgeçme sakın. Kim ne derse desin devam et :) Yabancı biriyim fakat keşke banada söylemiş olsaydı keşke birileri yabancı da olsa.
    Yazılarının devamını bekliyorum :)

    YanıtlaSil
  5. İlk ya da ikinci öykü buydu. Öyle bir sardı ki iki derste bitirdim, çok ilginç. :)

    YanıtlaSil
  6. Kıskançlık ne kötü yaa. Emin olduğumuz şeyden bile şüphe etmemizi sağlıyor.

    YanıtlaSil